Ana Sayfa /Home
Alevilik
Die Aleviten
Basın ve Alevilik
CEMDE 12 HİZMET
Vorstand  / Yönetim
Satzung / Tüzük
Ziyaretçi Defteri
Kaybettiklerimiz
Online Üyelik
Resimler
Bagis Banka bilgiler
Yönetim Sifreli

 

Alevilik Tarihi

Aleviliğin oluşum Tarihi
Aleviliğin tarihi Islam’ın dönemlerine dek uzanır. Hz Muhammed, sağlında kendisinden sonra islam dünyasina önderlik edecek kişi olarak Hz. Ali’yi görüyordu.
Hz. Ali, Hz. Muhammed’ den sonraki ilk müslümandi. Hz. Ali, peygamberin amcasının oğlu ve birlikte büyüdügü, kardeşi gibi sevdiği bir kişiydi.
Hz. Muhammed vefatindan önce bazı hadislerinde ve çeşitli yerlerde yaptığı toplantılardaki konuşmalarında kendisinden sonra ümmetine yol gösterecek kişinin, rehberin, Ali olmasi gerektiğinin üstünde durarak vurguluyordu.
Hz. Ali, Hz. Muhammed’ in canıgibi sevdiği ve değer verdiği sağ kolu idi. Bu sevginin ve saygının en güzel örneğide Hz. Muhammed’ in çok sevdigi değerli varlığı sevgili kızı Fatma ile Ali’yi evlendirmesiydi.
Hz. Muhammed’in erkek çocuğu olmamıştı. Onun soyu sevgili kızı Fatma ile Ali olan evlilikten olacak çocuklar ile devam edecekti. Ali’yi kendisinden sonra müslümanlara önderlik edecek en uygun kişi olarak görüyordu. Hz. Muhammed bir hadisinde; “ Ulular ulusu Allah, Peygamberi ayrı ayrı ağaçlardan ( soylardan) yarattı. Ağacın kökü benim, Ali dalları budaklarıdır. Fatma o ağacın verimidir.
Hasan ve Hüseyin meyveleri, şia’mızda yapraklarıdır.Kim bu ağcın dallarında birine yapışırsa kurtulur. Yapışmayan helek olur.” der.
Hz. Muhammed camaatle sohbet ederken kendisinin de insan olduğunu bir gün bu diyardan göçüp gıdeceğini ifade ettikten sonra konuşmasını şöyle sürdürür.”Size iki paha biçilmez şey bırakıyorum. İlkin Allah’ın kitabı, diğeri Ehlibeyttim. Size Ehlibeytime uymanızı öğütlerim” dedikten sonra sözlerini bircok hadis kitabında yeralan şu sözlerle sürdürür. Ehlibeyt’ i yani kendi aile çevresini kastederek, “onların önüne gecmeyin, yani onların hükümlerinden başka bir hüküm vermeye kalkmayın, yoksa helek olursunuz.... / der.
Hz. Muhammed bir başka hadisinde de “ ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır, şehri dileyen kapıya gelsin, Ben hikmetin şehriyim, Ali kapısıdır hikmetin dileyen kapıya gelsin” der.
Gene Ali ile ilgili başka bir hadislerinde de Hz. Muhammed şöyle diyor: “ Ali bedendir ben ondanım, ben kimin mevlası veliyf-i emri isem, Ali insanların hayırlısıdır. Kim bu kabul etmezse, gerçektende kafir olmuştur...” Hz. Muhammed Kur’an-ı Kerim ve Hz. Ali ilişkisini ise bir hadisinde şöyle anlatıyor. “ Ali, Kur’an iledir ve Kur’an Ali ile; ikisi havuz kenarında benimle buluşuncaya kadar ayrılmazlar.”
Ali’nin kişiliği ile ilgili bir hadisinde ise “ Ümmetimin en ileri ve gerçek hüküm vereni Ali’dir.Allah’ım O nereye dönerse, nereye varırsa O’nunla beraber ol ....”
Hz. Muhammed kendisinden sonra yerine Hz. Ali’nin görevlendirildiğini bir başka hadisede şöyle açıklıyor; ” Ali benim bilgimin kapısıdır; tebliğe memur olarak gönderdiğim şeyleri benden sonra ümmetime bildiren, açıklayan kişidir; O’nu dinleyin... “ ve “ O’na baş kaldırmak nifak...” der.
Hz. Muhammed, Ebu Talib ‘in evindeki bir toplantıda, ellerini Ali’nin omuzlarına koyarak şöyle der; “ içinizde bu benim kardeşimdir, vasiymdir, halifemdir, artık O’nu dinleyin ve O’na itaat edin.” Hz. Muhammed’in Hz.Ali’yi kendisinde sonra halifesi olarak düşündüğünü birçok kaynakta görüyoruz. Hatta gelecekte olacakları önceden görmüşcesine ileride bu konuda bir bir huzursuzluk çıkması durumunda Hz. Ali tarafından tutulması gerektiğini bir hadisinde şöyle belirtir :
“ Benden sonra fitne (huzursuzluk ) olacaktır. Bu oldumu, Ebu Talip oğlu Ali tarafını tutun. Çünkü O bana ilk iman edendi. Kıyamettede benimle ilk dostluk edecek odur. O Sıddıyk-ı Ekber’ dir. O bu ümmetin Faruk’udur. O müminlerin ulusudur, reisidir.”
Hz. Muhammed Veda Haccı’ nda kendisinden sonra yerine Ali’yi vekiltayin ettiğini şöyle açıklamıştır: “ Ben kimin mevlası isem, Ali’de O’nun mevlasıdır. O’ na dost olana dost, düşman olana düşman ol, O’na yardım edene yardım et, O’nunla horlayanı horla, nerede olursa olsun gerçeği O’nunla beraber kıl...”.
Hz. Muhammed’in bu açıklamasından sora; Ebu Bekir, Ömer ve sahabeden önde gelenler Ali’inin veliliğini kurtlarlar hatta Ömer; “ kutlu olsun sana ne mutlu ey Ebu Talip oğlu Ali, bugün benim ve her erkek ve kadın müminin mevlası oldun” diye konuşma yapar.
Bu gelişmelerden sonra Hz. Muhammed bu doğrultudaki konuşmasının sonunda “kalk ya Ali” diye Ali’yi ayağa kaldırır ve cemaate şöyle der.
“ Benden sonra imam olarak halka doğru yolu göstermek üzere seni seçtim. Senden razı oldum, Ben kimin mevlası isem Ali’de onun mevlasıdır, özünüz doğru olarak O’na uyun ...”arkasından ; “Allah’ım O’nu seveni sev O’ na düşman olana düşman ol” diye ilave
eder.
Hz. Muhammed vefatından sonra kendi yerine Hz. Ali’yi düşünmesine ve bunu çeşitli vesilelerle açıklamasına karşın kendisinin dünya değiştirmesinden sonra olaylar düşündüğü gibi gelişmemiştir.
Hz. Muhammed hasta yatarken durumunun ağır olduğunu fark edince çevresindekilere;”Bana yazmak icin bir şeyler getirin. Size bir şey yazdırayım ki, benden sonra asla yol yitirmeyesiniz” der.
Peygamberin bu isteğinin yerine getirilip getirilmemesi konusunda tartışma çıkar. Orada bulunan Ömer ve çevresi Peygamberin kendinde olmadığını, yazacaklarının geçersiz olacaığı ve hatta Peygamberin “ sara nöbeti “ geçirdiğini söyleyerek vasiyetin yazılmasına engel olurlar.
Böyle olunca Hz. Muhammed vasiyetini yazmadan dünyasını değiştirir. Hz. Muhammed’in vefatı karşısında; başta Hz.Ali ve Fatma olmak üzere yakın çevresi şok olur. Peygamberin ölümü karşısında sevenleri şaşkına dönerler.
Bu şaşkınlık atlatılmadan büyük bir üzüntü hali yaşanırken; Hz. Ali, Hz. Fatma , Selman-ı Faris ve aile yakınları acı içinde Hz. Muhammed’in cenaze işleri ile uğraşırken, Ömer etkisi altına aldığı bazı kimselerle Ebu Bekir’i halife ilan eder. Arkasından da önüne geleni kılıç korkusu ile Ebu Bekir’e biat’a zorlar.


 

 

BEKTASI-KIZILBAS (ALEVI) BÖLÜNMESI VE NETICELERI Bektasiligi belirtmeye çalisirsak, Bektasilik her seyden evvel bir Türk halk dini oldugunu söyleyebiliriz. XIII. Asirdan itibaren Anadolu'da gelismeye basladi. Sonraki asirlar boyunca bagdastirmaci yapisinda bazi yabanci unsurlar yer aldiysa da, Bektasiligi Türk kökenlerinden ayirmak mümkün degildir.
Bektasilik, Haci Bektas Velinin etrafinda belirginlesmis bir ögretidir. Haci Bektas ise, efsanelesmis büyüleyici bir kisidir. Keramet sahibi ve mucize yaratan bir kisi gibi görünüyor. Öyle oldugu için, onu Sii'lerin sekizinci Imamina, dolayisiyla da soyunu Peygambere kadar çikarmak mümkündür. Fakat, bu eklentiler asirlar boyunca meydana gelmistir. Gerçeklikte ise, Haci Bektas dogdugu ortamdan, yani Orta Asya'dan gelen ve Anadolu'ya göç eden Türkmen boylarindan ayirmak imkansizdir.
Bununla birlikte, Haci Bektas'in söhreti ilk önce ayni soydan gelen ilk Osmanli Sultanlari'nin kendisine gösterdikleri ilgiye baglidir.
Bektasilik, Anadolu'da gelismesine ragmen, onun kökenleri daha eski zamanlara dayaniyor.
Halk gelenegine göre, Haci Bektas, Orta Asya Velisi Ahmet Yesevi'nin müridi olmustur. Bu ise gerçege aykiridir. Çünkü Ahmed Yesevi'yi, Haci Bektas'tan bir asir evvel, yani XII. yüzyilda, Yesi'de, simdiki adiyla Türkistan'da - Kazakistan'da yasamis ve oradaki Türkmen boylarina Islam dinini ögretmis bir kisi olarak biliyoruz.
Ahmed Yesevi, Buhara gibi Islam kültürünü yayginlastiran meshur bir kültür merkezinde okumus, Hanefi ulemasi olan Seyh Yusuf Hamadani'nin müridi olmustur. Fakat buna ragmen, yurttaslari olan göçmen Türkmenleri arasinda yasamayi tercih etmis ve onlara Islam’i yaymistir.
Ahmet Yesevi ve Haci Bektas arasinda tarihsel baglar olmamasina ragmen, yine de, Haci Bektas’in, Anadolu'da Ahmet Yesevi’nin orta Asya'daki rolünü devam ettirdigini söyleyebiliriz.
Gerçekten de Haci Bektas, Anadolu’ya göç eden Türkmen boylarina Islam dinini yaymaya çalismistir. Ahmet Yesevi gibi, bu dini, göç eden kavimlerin anlayisi ve geleneklerine uyarlamaya çalismistir.
O nedenle, Bektasiligin manevi kökenlerini orta Asya'ya kadar götürmek mümkündür. Ve Bektasilik bir dereceye kadar Ahmet Yesevi ögretisinin devami olarak kabul edilebilir.
Bununla birlikte, din kavrami canli bir öge olmasi nedeniyle, yeni bir ortamda farkli gelismelere ve farkli degisikliklere ugrayacaktir. Az veya çok, yerlestigi ortamin etkilerine uyacaktir.
Böylece, süreç içinde, Bektasilik bir dini senkretizm, yani bir bagdastirmacilik seklini alacaktir. Bagdastirmacilik, disaridan gelen yeni ögelere de açik olacaktir. Bir taraftan, yerlestigi yeni ortamdan gelen inançlar ve gelenekler, diger yandan tarihi ve toplumsal olaylara ait etkiler iz birakacaktir.
Bu savimiza örnek olarak, Ahi teskilatinin veya Hurufîlik gibi disardan gelen inançlarin etkilerini gösterebiliriz. Ayni sekilde, özellikle Anadolu tarihinde önemli bir yeri olan Türk-Safavi çatismalarinin sonucu ortaya çikan Kizilbas hareketini de örnek gösterebiliriz.
Bu son olay, kesin bir sonuç ortaya çikardi. XVI. yüzyildan sonra, Bektasi hareketinde bir bölünmeyi görüyoruz. Baslangiçta, Anadolu halk dini gibi görünen bu hareket ikiye bölündü: Bir taraftan Bektasilik, diger yandan Kizilbaslik.
Oldukça yakin bir zamanda, yani son asrin basinda, Kizilbaslik ismi yerine Alevilik sifati kullanilmaya baslandi.
Bu genel bir giristen sonra, her tebligimde belirttigim neticeleri tekrarlamaya mecburum. Zira arastirdigim konu, hep ayni konudur. Ve gerçegi degistirmek olanakli degildir. Tekrarlamalar olmasina ragmen, yine de her seferinde çikardigim sonuçlara, yeni ögeler eklemek zorundayim. Çünkü konuyu derinden inceleyince, her seferinde, o ana kadar kesf edilmeyen yeni ayrintilar ortaya çikiyor. Süphesiz konunun özü degismiyor, ancak ayrintilar bu öze yeni zenginlikler kazandiriyor.
Haci Bektas, bilindigi gibi XIII. yüzyilda, Baba Ilyas'in izinde ortaya çikiyor. Baba Ilyas, ünlü Baba-i Isyanlarinin lideridir. Tarihi kaynaklar onun hakkinda kesin bilgiler vermektedirler.
XIV. yüzyil tarihçesi Elvan Çelebi ve XV. yüzyil tarihçesi Asik Pasazade, her ikisi, Haci Bektasi, Baba Ilyas'in müridi oldugunu yazmaktadirlar. Seyh Eflaki de ayin bilgileri aktarmaktadir.
Baba Ilyas ve taraftarlari, 1230 civarinda "Horasan"dan, yani Orta Asya'dan Anadolu'ya gelmislerdir. Baba Ilyas'i inceleyen ünlü Fransiz tarihçisi Claude Cahen, Baba Ilyas ve taraflarinin belki de Harezmilerle birlikte, Mogollardan kaçip Anadolu'ya geldiklerini düsünüyordu. Bu sav dogru olabilir. Bu tespitten hareketle, onlarin Mevaraun nehri yöresinden, yani Ahmet Yesevi'nin yasadigi bölgeden gelmis olabilecekleri sonucunu çikarabiliriz.
Öyleyse, Haci Bektasi, Ahmet Yesevi'ye baglamak yanlis olmayacaktir. O zaman da, halk gelenekleri, belirli ölçülerde, haklilik payi kazanacaklardir.
Haci Bektas Baba-i isyanlarina istirak etmistir. Kardesi Mintaç ise bu olaylarda sehit olmustur.
Fakat tarihi kaynaklar, Haci Bektas'in bu isyanlarin son bölümüne ve Malya'daki savasa kesin olarak katilmadigini göstermektedirler. Haci Bektas, bir müddet sakli kaldiktan sonra, Suluca Karaöyük'te bugünkü  adiyla Haci Bektas kasabasinda ortaya çikmis ve orada Çepni bir boy arasinda yasamistir. Bir dervis hayatini sürdürmüstür. Kendisi Çepni olmadigi için, Vilayetnamesinde bazi çatismalardan bahsedilmektedir.
Sözü edilen Çepni boyu, onu kabul etmis ve benimsemistir. Haci Bektas bir aziz gibi yasamis ve keramet sahibi oldugu söylenir. Saygi ve sevgiye layik bir veli olmustur. Etrafinda çok taraftari olmasina  ragmen, Haci Bektas mürit edinmeye çalismamistir. Bu gerçegi, Asikpasazade'nin yazdigi Tarih eserlerinden biliyoruz.
Haci Bektas, kerametlerini bir kadina Kadincik Ana'ya aktarmistir. Kadincik Ana, Asikpasazade'ye göre, onun evlatlik kizidir, Vilayetname'ye göre de manevi karisidir. Ama, ne olursa olsun, Kadincik Ana bir Baciyan'i Rum’dur. Baciyan'i Rum, o zaman ki dört toplumsal siniflardan biriydi. Ve bir kadin teskilatiydi. Kadincik Ana, bu toplumsal yapinin önemli bir sahsiyetiydi.
Kadincik Ana, XIV. asirda yasamistir. O devir, Osmanli Imparatorlugunun büyük zaferleri dönemidir. Bir çok Bektasi dervisi, ilk Osmanli Sultanlarinin zaferlerine katilmis, kimileri gazi olmuslardir. Abdal Musa, bu dervis-gaziler arasindadir.
Osmanlilarin soyu, bilindigi gibi, Oguzlardan gelmektedir. Kayi boyundandirlar. O sirada, Anadolu'da gelisen batin'i dervislerin bir çogu ayni soydan gelmekteydiler. Örnegin, Çepniler, Kayilar gibi Oguz soyundandirlar.
Ilk Sultanlar döneminde, Abdal dervisler ve Osmanlilar arasinda siki baglar vardi. XIV. ve XV. yüz yillarda, ilk Osmanli Imparatorlugu yapisinda dört toplumsal sinif vard;. Gaziyan’i Rum, Ahiyan’i Rum, Abdalan’i Rum ve Baciyan’i Rum. / Büyük zaferler döneminde, Osmanli ordusunda dervis olan gazilede vardi. Bu dervisler, Abdal olan unvanlarina, Gazi Unvani eklemekten gurur duyarlardi. Böylece gazi olan Abdallar Trakya ve Balkanlarin fetihlerine istirak etmislerdir. Bunlarin arasinda yukarda da isaret ettigimiz gibi, Abdal Musa, Geyikli Baba, daha sonralari Gül Baba ve benzerlerini sayabiliriz.
Haci Bektas'in söhreti, Osmanlilar arasinda büyük olmasi gerekir. Çünkü Yeni Çeri ordusu kuruldugu zaman, Yeniçeriler, Pirleri
için Haci Bektas'i seçtiler.
Oruç’a göre Sultan Orhan'in kardesi Ali Pasa, mesayik yolunu tutmus, dervis olmustur. Kardesine, Yeniçeri ordusunun himayesi için Horasanli Haci Bektas'i tavsiye etmistir. Bu himaye ancak manevi olabilirdi, çünkü Haci Bektas, ananeye göre, 1271 yili civarinda vefat etmistir.  Bu, Osmanli Sultanlarinin Bektasi tarikatina olan teveccühünü kanitlamaktadir.
Bu teveccühün sayesinde, Imparatorlugun ilk yillarinda, Bektasi tarikatinin üstün bir yeri oldugu görülmektedir. Bektasilerin söhreti ve basarilari, Osmanlilarin desteklerinden geldi. Onlarin sayesinde, Bektasilik en önemli halk tarikati oldu.
Tabii olarak, o zaman Sii ve asiri Sii inançlar henüz Bektasilik ögretisine girmemislerdi. Bu aykiri inançlar, daha sonra, Bektasiligin içine Hurufîlik sokuldugu zaman ve özellikle, ilk safavilerin, örnegin Cüneyd, Haydar ve Sah Ismail propagandalarinin sonucu ortaya çiktilar.
Ömer Lütfi Barkan, "Kolonizatör dervisleri" adli ünlü eserinde, ilk Osmanli Sultanlarinin, dervisleri nasil kullandiklarini göstermektedir. Bu dervislere, feth edilen yerlerde topraklar verildi. Dervisler yerlesik olmus, zaviye ve tekke kurmuslardir. Islam dinini ve Türk medeniyetini buralara yaymislardir. Bu yüzden, Trakya'da ve Balkanlarda Bektasilik tarikati çok gelisti. Haci Bektas'in ismi Rumeli'de derin izler birakti.
Trakya'daki en mühim Bektasi tekkelerinden biri, Edirne civarinda, Kizil Deli Tekkesiydi. Simdiki Bulgaristan'in Deli Orman bölgesinde, Demir Baba tekkesi Otmçin Baba, Akyazili Baba tekkesi ve saire.
Bu saydigimiz tekkelerin ayri bir özelligi vardir, ancak bu, yazinin konusu disindadir.
Bektasiligi incelemek için, nefesler çok önemli ve ciddi bir kaynaktir. Bazi nefeslerde, Haci Bektas'in ismi Rumeli'nin fethi ile bagli görünüyor. Sizlere iki örnek sunacagim. Her ikisi de Kul Himmet'in nefesleridir. Kul Himmet XVI. yüzyilda yasamis bir sairdir. Pir Sultan'in yakini oldugu söyleniyor. Çok taninmis bu nefesinde Kul Himmet'ten anlamli misralari buluyoruz;
"Seher vakti Sah kervani gidiyor,
Anun katarindan ayirma bizi..."
 
"Urunu insad eden Bektas'i Veli,
Anun katarindan ayrima bizi..."
(Ismail Uzunlu, Antoloji, II, 349-350)
 
Ayin'i Cem'de bu misra, bazen söyle söylenmektedir:
 
"Urum'u fetih etti Bektas'i Veli"
 
Baska bir nefesinde; 
 
"Haci Bektas tekkesine gireli,
Dervisleri gül göründü gözüme" 
 
Yine Kul Himmet diyor ki; 
 
"Haci Bektas vatan tutmus Urumdan"
(Antoloji, II, 334-335)
Bu iki misalde, Haci Bektas, ya Rum'u feth etmis gibi, veya irsad etmis gibi görünüyor.
Simdiye kadar soruna genel olarak baktik.
Bektasilik ve Alevilik daha dogrusu Kizilbaslik ayni kökten gelen bir olgudur. Ikisi, baslangiçta halk diniydiler. Fakat zamanla, bilhassa XVI. yüz yildan itibaren bölünmeler oldu ve iki farkli toplum olustu. Bir yandan, yerlesik olan, tekkeye bagli ve az çok örgütlenmis Bektasiler, diger yandan, köylerde veya kirlarda oturan ve en eski zamanlardan beri dinleri batini olan Kizilbas denilen toplumlar.
Bu Kizilbas toplumlarin, Osmanli belgelerinde, dogrudan dogruya belirgin bir isimi bile yoktu. Onlara ZINDIK, RAFIZI, MÜLHIP gibi kötüleyici adlar veriliyordu. Sonra onlari kökenbilim bakimindan yanlis olan "Alevi" sözcügüyle adlandirmaya basladilar.
Kizilbas ismi Sah Ismail'in babasi Seyh Haydar (1460-1488) zamaninda belirmistir. Dogu Anadolu ve Azerbaycan Türkmen asiretlerinden gelen, Safavi taraftarlarina Kizilbas deniliyordu. Sebebi, baslarina taktiklari kizil külahlardan kaynaklaniyor. Bu 12 yönlü Külaha Tac'i Haydar derlerdi.
Kizilbas denilen toplumlar bir çok isyan hareketlerine karistiklari için, Kizilbas kelimesi Osmanli belgelerinde kötüleyici bir anlamla yüklenmis, o nedenle, oldukça yeni bir geçmiste Kizilbas yerine Alevi sözcügü  kullanilmaya baslanmistir. Ali'ye asiri bir sevgi, hatta tapinmaya kadar giden bir sevgi gösterdikleri için, onlara "Alevi" derlerdi. Iran'da ise Ali'ye tapanlara "Ali-Ilahi" denir. Alevi ise, Ali soyundan gelen, yani Seyyit olanlara denilir. Yukarda degindigimiz gibi, bu sözcük kökenbilim açisindan yanlistir.
Dana önce de açikladigimiz gibi, Trakya da ve Balkan ülkelerinde, özellikle Arnavud elinde, Bektasiligin etkisi çok büyüktü. Hatta, II. Sultan Abdülhamit döneminde Arnavud elinde, Bektasilik resmi din olarak önerilmis, ancak Sultan Abdülhamid dogal olarak ve siddetli bir sekilde, buna karsi çikmistir.
Trakya ve Balkanlar, Osmanli Imparatorlugunun egemenliginde kaldigi dönem içinde, Bektasilik, Alevilikten daha üstün bir konum elde etmistir. Kimi Jön Türkler Bektasi olduklari için, Bektasiler ülkenin aydinlari ve ilericileri arasinda yer almislardir.
Sözü edilen ülkelerin Türkiye'den bagimsiz olmalarindan sonra, Alevilik, Bektasilikten daha önemli bir konum kazandi. Günümüzde, Alevilik öne çikmistir. Bektasilik arka plana itilmistir.
Öyle de olsa, unutmamaliyiz ki, Bektasilik ve Alevilik öz olarak ayni olgudur. Onlari birbirlerinden ayirmak olanakli degildir

 

 

Alevilikte Cem Ibadeti

Garip Eken                
Post Dedesi
 

                
Cem’de oniki hizmet ve hizmetlerin ayri ayri sahipleri vardir. Her Alevi ferdi yilda bir kez görgüden geçmelidir. Hal ve gidisatinin muhabesini yapmalidir. Ikrarini tazemeli ve toplumla yüz yüze gelmelidir. Topluma hesap verir. Topluma hesap vermeyenler Cem’e alinmazlar. Hesap vermek isteyenler Cem’de bulunan canlar tarafindan „Pir“ önderliginde sorgulanirlar. Hakkinda davaci olanlar varsa , Cem’de bulunan canlar görürler ise „Dar Meydanina“ gelirler. Davali kisi davaciyi razi etmek zorundadir. Cem’e katilan canlar kimseyle Küsülü, dargin ve kavgali olamazlar. Birilerine haksizlik olduysa , yada baskasinin hakki kendisinde kaldiysa hesaplasir, helallik alinir. Barismadikça görgüleri yapilamaz. Borçlar varsa görgüden önce ödenmek zorundadir. Yillik görgüden geçen talipler, daha önce yaptigi hatayi tekrarlamamak üzere tövbe ederler. Görgüden geçen talipler manevi temizlige kavusmus olurlar.Görgüden geçip, manevi temizlige kavusan talipler,temizlenmis ve sorgulanmis olan taliplerin “Kurban Lokmalarini „ yiyebilirler.

  Düskünler, haksiz yere esini bosayanlar, nefsine hakim olamayanlar, haksizlik yapanlar, adam öldürenler, vergi-askerlik vatan borcu ödemeyenler, annesine babasina evlatlik görevi yapmayanlar, insanlara zarar veren, komsusunu inceten, yetim hakki yiyenler, üzerinde kul hakki olanlar Cem ibadetine alinmazlar. Böylece Alevi Toplumu zararli insanlardan arinmis olurlar.

  Adam öldürmüs , karisini(esini) haksiz yere bosamis veya baskalarina karsi haksizliklarda bulunmus kisiler camilerde namaz kilip, ibadet ederlerken, Hak-Muhammed-Ali Meydani Hak Meydani olan Cem Evi’ne giremez, girmeye cesaret edemezler. Alevilik inanç kurallari dünya üzerindeki hiçbir dinde mezhepte bulunmayan  bir yüceliktir. Nitekim Peygamberimiz Hz.Muhammed’in „Ben ancak güzel huylari tamamlamak için önerildim“ buyurmasi Islamda ahlakin ne büyük ve ne önemli bir yeri oldugunu ispata yeterlidir. Görülüyor ki Hz.Muhammed Peygamberligin amacinin ahlak güzelliklerini son merhaleye çikarmaktan ibaret oldugunu açiklamistir. Tarih boyunca bir toplum ki ahlaka önem vermistir., o toplum ilerleyip Allahin nimetine ermistir. Ahlak çöküsüne ugrayan toplumlar ise zaman içerisinde perisan ve mahvolup gitmislerdir. Islam dininin amaci beserin ahlakini tasfiye etmekten ibarettir.Bundan dolayidir ki „Peygamberimiz, en çok sevdiklerim ve rahmet günü bana en yakin olanlariniz ahlaki en güzel olandir“ buyurur. Bu sözü ile peygamber „ ben en çok ibadet edeni severim ,cok sofu olani severim, gündüz oruçlu, gece namazli olani severim“ demiyor, mutlak olarak güzel ahlak üzerinde duruyor. Öyle ya, kötü huylu, haklara riayet etmeyen, bir kimsenin ibadetinden hiç bir fayda gelmez.Imanin özü ahlak güzelligi ve dogruluktur.

  Bir gün ,Peygamberin huzurunda Medineli bir kadindan konusulurken,bu kadinin son derece ibadetle mesgul oldugunu, her gün oruç tutup sabahlara kadar namaz kildigini fakat  kötü huylu oldugunu, dili ile komsularini incittigini söylediler. Resulullah bunlari dinledikten sonra „ o kadindan hayir yoktur, o kadin cehennemliktir“ buyurdular.

  Mürsid (Dede) geçmis yillardaki Cem ibadetlerinde verilmis derslerin ve ögretilerin uygulanip uygulanmadigini denemek ve yeni derslerde bulunmak için cemaati toplar. Cem ibadetini yürütür. Cem köylerde ve genis bir evde ,varsa Cem Evinde, günümüzde kentlerde yine ya müsait bir yerde, salonda yada Cem Evinde yapilir. Cem’in, Dede tarafindan yapilacagi, kimin görülecegi, veya ne maksatla Cem yapacagi köylerde „Peyik“ vasitasiyla herkese bildirilir.Bütün talipler Mürsid, Pir, Rehber huzuruna davet edilir. Bu daveti duyan canlar müsaibi ile bulusur, fiziksel temizligini yapar, temiz elbiselerini giyer, sonra ev halki ile birlikte Cem’e katilirlar.

  Gözcü tarafindan taliplerin yoklamasi yapilir. Hasta ve maazeretli olanlar meydana çikarlar, durumlarini arzederler. Gelmeyen talipler Dede tarafindan sorulurlar. On iki hizmet sahiplerinin görevleri belirlenir. Cem’e baslamak üzere önceden gelen Lokmalar Dede veya Rehber tarafindan dualanip görevlilere(Lokmaciya) teslim edilmistir. Sira Anadolu’da „Kara Çul“ ismi verilen Meydan Postu’na gelmistir. Meydan Postun’dan önce Mürsid Postu serilir. Mürsid Postu’nun duasini okuyup postuna oturur. Bu dualar dedelere göre degisir. Örnek „Alamtu Ileyke Ya Ali, Ekrem tu ileyke ya Ali, Eslem tu ileyke ya Ali. En Amtu Ileyke Ya Ali“ ..gibi

  Aksam saat 20:00 siralarinda her talip esleri ve musait kardesleri ile Hak meydani’na gelirler. Gözcü’nün gösterdigi yerlere yas sirasina göre kurulmus saflarda otururlar. Mümkün oldugu kadar Müsahip kardesler yanyana oturmayi tercih ederler. Bütün Can’larin yönleri (yüzleri) birbirine dönüktür.Halka (yarim ay) seklinde oturulur. Herkesin  yüzü Cemali Dede’ye dönüktür. Ortada büyük bir bosluk birakilir. Buna „Tarikat Halkasi“ denilir.

  Duvara bakarak, hocanin arkasinda degil  Cemale, didara, Hakkin iyilik  ve güzellik sifatinin belirdigi, Adem’in yüzüne bakarak kilinir, sözünde oldugu gibi herkes yüzyüze, Cemal cemale oturur. Tevhidi halktan ve hakktan birligi bir olmasi,tek vücut haline gelmesi, muhabbet denizinde bütünlesip cosmasidir.

  Alevi inancinda Cem, Hz Muhammed’in „Mütuy, Kutbeen Temutu“ buyruguna dayanir. Bu hadis’in anlami,“Ölmeden önce ölün,mahser günü gelmeden hesabinizi verin, Ahirete kul hakki ile gitmeyin, hiç kimseyle alip vereceginiz kalmasin, alniniz açik, yüzünüz ak olsun, dürüst, mert, iyi huylu gerçek erenler safina katilmis insani kamillerden olun, halk sizden razi olsun ki, Hakk’ta sizden razi olsun“ anlamindadir.

  Cem’e gelenler bu düsturu bilmelidirler. Cem Ibadetinin anlami, uygulanisi kisaca budur, degerli dostlar..

 

Top
Alevitischer Kulturverein Paderborn  | kontakt@alevi-paderborn.de